Hızlı okuma ya da anlayarak hızlı okuma diyebilirsiniz. İki kavram arasında aslında hiçbir fark yok. Hızlı okuma Türkiye’de bildiğim kadarıyla 2000’li yılların başında popüler oldu. Tabi popüler olması ile birlikte bazı olumsuz görüşler de beraberinde geldi. Hızlı okuma eğitimine koşanların yanı sıra hızlı okuyarak anlaşılamaz tartışması da aldı başını gitti. Tartışmaların etkisi ile birlikte hızlı okuma oldu size anlayarak hızlı okuma.

Bu yazıda hem bu tartışmaya bir bakacağız hem de benim kişisel hızlı okuma serüvenimi sizlere anlatacağım. Ama önce hızlı okumanın tarihine bir bakalım.

Hızlı Okuma Nasıl Ortaya Çıktı?

anlayarak hızlı okuma

Aslında okumanın hızlandırılabileceği düşüncesi 2. Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı. Alman Hava Kuvvetleri muhtelif zamanlarda İngiltere semalarına yaklaşarak bomba yağdırıyordu. İngiliz pilotları ve kule çalışanları bazen saldırıyı zamanında fark ediyor ama çoğu zaman da dikkatten kaçırabiliyordu. Şimdi olduğu gibi radar sistemleri olmadığı için bütün bu süreci gözleri ile takip etmek zorundaydılar. Durum böyle olunca pilotların ve kule gözlemcilerinin görme kabiliyetlerini ve keskinliklerini geliştirmek kritik bir önem arz ediyordu.

Ohio Üniversitesi’nden Dr. Renshaw’ın geliştirdiği ‘takistoskop’ aletiyle çeşitli çalışmalar yapıldı. Göz algılama hızını geliştiren bu aletin merceği, saniyenin 25, 50’si ve 100’ü hızlarda resim ve şekiller gösteriyordu. İlk başta, hiçbir şey algılayamayan pilotlar ve gözcüler, zamanla resim ve şekilleri çok net bir şekilde görmeye başladılar.

Bu çalışmaların sonucunda yaklaşmakta olan uçaklarda yer alan amblemler uzak mesafelerden de olsa görülebilmeye ve önlem alınabilmeye başladı. Bu geliştirme sayesinde binlerce ve hatta milyonlarca İngiliz vatandaşının hayatı kurtuldu.

Tabi yeryüzünde yaşanan her bilimsel gelişimin bir diğer gelişimi tetiklediği artık bildiğimiz bir şey. İngilizlerin savaş sırasında keşfettikleri takistoskop aletini Amerikalılar kelimeleri hızlı okuma yeteneğini geliştirmek için kullandılar. Böylelikle hızlı okuma eğitimleri ortaya çıktı.

Sinema perdeleri ilk çıktığı dönemlerde çok küçük olduğundan dolayı yapılan sinema filmleri o küçük perdeye sığacak şekilde çekilirdi. Bunun sebebi ise o dönemlerde gözün, başımızı çevirmeden yalnızca bu kadar bir alanı görülebileceği sanılıyordu. Amerikalı uzmanlar 1950’li yıllarda algılama eşiğini ortaya çıkarmasıyla beraber göz ucuyla da görme gerçeğini sinemacılar kaparak sinema perdelerini bugünkü boyutlarına getirdiler. İşte bilim insanlarının yaptıkları buluşlar sayesinde başımızı sağa veya sola çevirmeye gerek duymadan, gözümüz oldukça geniş bir alanı tarayıp gördüğümüz resimleri beynimize hızla gönderebiliyor.

Anlayarak Hızlı Okuma Mümkün mü?

hizli-okuma

Türkiye’de hızlı okuma eğitimlerinin yaygınlaşması ile birlikte başta söylediğim gibi hızlı okuyarak okunan metin anlaşılabilir mi tartışması ortaya çıktı. Bunun yanıtı çok basit. Hatta vereceğim bu örneği konuşmanın algılanması ile ilgili de uyarlayabilirsiniz.

Algılama kapasitemizi bir bardak gibi düşünelim. Bardağın bir kapasitesi vardır. Aynı şekilde algılama konusunda da bir kapasiteye sahibiz. Bardağın yarısı doluysa diğer yarısı da boştur. Eğer sizin okurken 1 dakikada algılayabileceğiniz kelime kapasitesi 900 kelime ise dakikada 900 kelime okuyabilir ve kusursuz bir anlama düzeyine erişebilirsiniz.

Bizim eğitim sistemimiz ne yazık ki 250 – 300 kelime ortalamasında okuma hızı kazandırıyor. Eğer bizim okuduğumuzu anlama kapasitemiz yukarıda da belirttiğim gibi 900 kelimeyse arada kalan yaklaşık 600 kelimelik alanda, yani bardağın boş olan kısmında başka şeyler düşünmeye başlıyoruz. Hepimizin ortak sorunlarından bir tanesidir; okurken aklımıza başka şeyler gelir. O konular hakkında düşünmeye ya da iç konuşma yapmaya başlarız. Böylelikle okuduğumuzu anlamayız.

Ancak dakikada 900 kelime okuma seviyesine ulaşırsak aslında bütün kapasitemizi okuduğumu metni anlamaya harcamış oluruz. Böylelikle araya başka düşüncelerin girme ihtimali kalmaz. Düşüncemiz başka bir yere yönelmediği için okuduğumuzu daha iyi anlarız.

Hızlı Giden Araba Gibi

hızlı okuma

Hızlı okuma konusunu başka bir örnekle de inceleyebiliriz. Dümdüz bir otobanda araba kullandığınızı düşünün. Eğer 100 – 120 km hız ya da daha altı bir seviyede ilerliyorsanız muhtemelen etrafınızı izlemeye, yanınızdakilerle konuşmaya, radyo ile ilgilenmeye ya da telefonunuzla uğraşmaya başlayacaksınız. Yavaş gitmek elbette daha güvenlidir. Ancak bir taraftan da dikkatiniz dağılacağı için hata yapma ihtimaliniz artar.

Eğer 120 km hızın üzerine çıkarsanız ister istemez yola dikkat etmek için ekstra çaba harcamaya başlayacaksınız. Böylelikle daha dikkatli ve hızlı gideceksiniz. İşte hızlı okuma da böyle bir şey. Tabi siz arabayı hızlı kullanmayın ama hızlı okuyun. J

Kimler Hızlı Okuyor?

anlayarak hızlı okuma

Benim duyduğum ilk örnek Süleyman Demirel. Aslında Türkiye’de hızlı okuma konusu açılınca konuşulan ilk isim genelde Süleyman Demirel oluyor. Rivayet o dur ki Süleyman Demirel bir röportaj sırasında sabah kahvaltısı yaparken günlük gazetelerin hepsini okuduğunu, aylık dergileri bitirdiğini söyler. Bunun üzerine röportajı gerçekleştiren gazeteci kahvaltısının ne kadar sürdüğünü sorar. “Yarım saat” yanıtını alır. Böylelikle Süleyman Demirel ne kadar hızlı okuduğunu ve hızlı okuma eğitimi aldığını anlatır.

Duyduğum diğer örnek ise şarkıcı Teoman. Kendisinden herhangi bir röportajda duyduğum ya da okuduğum bir şey değil. Ancak kulaktan kulağa dolaşan bir konudur bu.

Aslına bakarsanız siyaset dünyasında hızlı okuma oldukça popüler. Tarihte önemli liderler bu eğitimi almış ve hızlı okumuştur. Her gün önlerine yüzlerce sayfa rapor sunulan liderlerin hızlı okuması kadar mantıklı bir şey yok sanırım.

Anlayarak Hızlı Okumanın Sırrı Nedir?

anlayarak hızlı okuma

Peki, bütün bunlar güzel de nasıl anlayarak hızlı okuyacağız? Bunu geliştirmenin 2 önemli adımı var. Öncelikle göz kaslarımızın gelişmesi gerekir. Gözün de mi kasları var diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Evet, gözlerimizde de kaslar var. Bunları sınırlarını zorlayarak kullanmadığımız için tembelleşiyorlar. Hem bakış açımız daralıyor hem de okurken gözlerimiz çabuk yoruluyor. Göz egzersizleri bunun için var. Aynı zamanda göz yogası olarak da bilinen bu egzersizler belli bir süre sonra görme açınızı genişletiyor. Ayrıca uzun ve hızlı okumalarda yorulmamanızı sağlıyor.

Hatırlarsınız, ilkokul sıralarında öğretmenlerimiz okuma parçalarını tüm sınıfın önünde sesli okuturdu. Bunun bir mantığı var. Telaffuz, vurgulama vb. yeteneklerimiz sesli okuma sırasında gelişiyor. Daha doğru ifadeyle öğretmenlerimiz bu yeteneklerimizin durumunu sesli okumalar sırasında denetliyor. Eğer düzeltmemiz gereken yerler varsa uyarıyor. Yani bu uygulamayı eleştirmek haksızlık olur. Ancak iyi niyetle yapılan bu eylem bize uzun vadede bir zarar veriyor. “İçinden oku yavrum!” uyarısı sonrasında sanki sesli okumada olduğu gibi bu sefer de içimizden seslendirmeye başlıyoruz. İşte bu iç ses bizim yavaş okumamıza ve konsantrasyonumuzun dağılıp, okuduğumuz metni anlamamamıza neden oluyor. Bu yüzden anlayarak hızlı okuma yapmak istiyorsak atmamız gereken 2. Adım iç sesimizi susturmak olmalı.

Sınavların Anahtarı Hızlı Okuma

hızlı okuma

Ben ilk hızlı okuma eğitimini üniversiteye hazırlanırken aldım. 3 ay kadar süreyle göz egzersizleri yaptım. İç sesimi bastırmak için bir takım yollar denedim. O günlerin katkısıyla bugün metnin zorluğuna göre 300 ile 350 kelime arasında okuyabiliyorum. Bu aslında okuma hızımın gerilemiş hali. Eğitimi aldığım ilk zamanlarda çok daha hızlıydım.

300 – 350 kelime aralığı Türkiye ortalamasının üstü. Herhangi bir Batı ülkesinin sıradan bir okuma ortalaması. Yani Batı ülkelerinin eğitim sisteminden geçen biri hızlı okuma eğitimi almadıysa bu aralıkta okuyor.

Üniversite sınavında (sözel bölümden sınava girmiş olduğumu da belirtmem iyi olacaktır!) paragraf ve felsefe soruları gibi uzun ve zor metinleri çok hızlı okudum, bir kerede anladım ve yanıtladım. Almış olduğum hızlı okuma eğitiminin katkısını birebir gördüm.

2020 Yılında Anlayarak Hızlı Okuma Eğitimi

hızlı okuma eğitimi
hızlı okuma eğitimi

Son dönemlerde kitap okuma konusunda kendime hedefler koymaya başladım. Her sene bir önceki seneye göre 10 kitap daha fazla okumaya çalışıyorum. 2020 yılı için hedefim 70 kitaptı. Covid-19 karantinasının etkisi ile 70 kitap hedefimi çoktan yakaladım. Hedefimi yılsonuna kadar 80 kitap olarak revize ettim ama sanırım onu da artırmam gerekecek.

Bu hedefi tutturabilmek için tahmin edeceğiniz üzere hızlı okumam gerekiyordu. Eski eğitimde edindiğim bilgileri tazelemem, o yıllardan bu zamana geliştirilen teknikler oldu mu diye bilgi edinmem gerekiyordu. Mehmet Taşhanlıgil’den ve İstanbul İşletme Enstitüsünden anlayarak hızlı okuma eğitimleri aldım. Özellikle Mehmet Bey’in eğitiminde egzersizler için kullanılan panel oldukça kullanışlı. İstanbul İşletme Enstitüsü eğitimi ise 5 gün sürüyor ve oldukça kapsamlı bilgiler aktarılıyor.

İki eğitimin de fazlasıyla katkısını gördüm. Şu anda yine metin zorluğuna bağlı olarak 550 – 600 kelime aralığında okuyorum. Hedefim bunu 900 – 1.000 kelime aralığına çıkartmak. Daha fazlasına benim ihtiyacım yok. Mutlaka daha hızlı okumaya ihtiyaç duyanlar da vardır.

Bu eğitimi almanızı sizlere özellikle tavsiye ederim. Benim ne ime yarayacak diye düşünmeyin. Bir metni hızlı okumak baştan beri belirttiğim gibi daha iyi anlamanızı sağlıyor. Daha fazla metin okuyabilmek daha fazla bilgi edinmek demek. Bunun katkısını mutlaka görüyorsunuz. Öğrenciyseniz ve sınavlara hazırlanıyorsanız katkısını tartışmamıza bile gerek yok. Hem hızlı okumak hem de iyi anlamak size soruları çözme konusunda zaman kazandırır. Böylelikle sınavı hızlı bitirip kontrol etme şansınız olur. Panik olmazsınız.

Bu yazıya puan vermek ister misiniz?
[Toplam: 1   Ortalama: 5/5]

1 Yorum

  1. Hızlı okuma tekniği ile ilgili bir eğitim almıştı yakın bir arkadaşım var ve cidden çok yararlı bir konu. Sayfaları okuma hızı inanılmaz mükemmeldi ve anlatığı kadarıyla sayfadaki belli noktaya odaklanıp sayfanın büyük bir kısmını direk okuyabildiğini söylemişti. Hukuk fakültesi mezunu oldu ve uni okurken çok işine yaradığını söylemişti. By konunun üzerine pek düşülmüyor diye düşünüyorum ama hemen hemen herkezin bu konuda eğitim almasının doğru olacağına inanıyorum. Hatta okullarda bi ara duymuştum bunun eğitimi veriliyordu diye ama nekadar doğru bilmiyorum eğer doğruysa mükemmel değilse de bu eğitimi bir şekilde okul programına dahil edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bir Yorum Yazın