Hayat Felsefesi insan hayatında önemli bir yer tutuyor. Aslına bakarsanız felsefe bir düşünme eylemidir. Her insan bir konu üzerine düşünür. Bu düşünceler sonucunda bir takım çıkarımlar edinir. Bu haliyle baktığınız zaman her insan felsefe yapar. Tabi ki burada bahsettiğimiz felsefe büyük düşünürlerin yaptığı ve tüm insanlığı etkileyen düşünme eylemi ile kıyaslanamaz.

Benim anlatmaya çalıştığım şey tamamen günlük düşünme eylemi ve bu eylem sonucunda ortaya çıkan sonuçlar. Bu sonuçların arasında anlık kararlar da var, uzun dönemli hedefler de. İnsan kendisi, kariyeri ve geleceği hakkında çok derin düşünür. Bir takım planlar yapar. Bu düşünce eylemi sonucunda da ortaya hayat felsefesi ya da diğer adıyla yaşam felsefesi dediğimiz sonuçlar çıkar.

Hayat Felsefesi Nedir?

hayat felsefesi
Photo by Paula Schmidt on Pexels.com – Yaşam Felsefesi

Hayat felsefesi kavramı belki de çok fazla bilinen bir kavram değildir. Zira insanlar felsefenin bile ne olduğu konusuna oldukça uzak olabilirler. Yaptıkları şeyin bir felsefe eylemi olduğu ve bunun sonucunda kendilerine ait bir felsefe elde ettiklerinin farkında değillerdir.

Bir de bizim dilimizde – daha doğrusu argomuzda – “felsefe yapma” diye bir kavram vardır ki dillere destandır. Bir başkasının düşünüp ortaya fikir koymasına bu kadar ters gözle bakılan kaç tane kültür vardır çok merak ediyorum.

Neyse konuyu çok fazla dağıttık. Asıl konumuza dönelim. Hayat felsefesi insanın kültürün de etkisi ve kendi düşünceleri sonucunda ortaya koyduğu; hayata karşı bakış açısıdır. Belki yazının devamında bunu somutlaştırdığımız zaman daha anlaşılır bir hale gelecektir.

Boğulacaksan Büyük Denizde Boğul

hayat felsefesi
Photo by Paul Popovici on Pexels.com – Yaşam Felsefesi

Öğrencilik yıllarımda bir tanıdığım bana; “Boğulacaksan büyük denizde boğul!” sözünü söylemişti. Fikirlerine çok önem verdiğim bir insan olmasından kaynaklı bu sözü çok önemsedim. Üzerine çok uzun zaman düşündüm. Tabi insan öğrenci olunca düşünmek için bolca vakti oluyor. Ben de düşündüm. Hatta bu sözü biraz araştırmaya da çalıştım. Acaba kökeni nereden geliyor, ne anlam ifade ediyor gibi derinlikli bir araştırma süreci içerisine girdim.

Aslında anlamam gereken için çok fazla derine gitmek gerekiyormuş. Gayet yüzeysel baktığım zaman bu sözün anlamı bana derin etki etti.

Biraz kilo vermek ve kas yapmak için bir spor salonuna kayıt olduğunuzu düşünün. Öncelikle vücudunuzu alıştırmak için bir takım ısınma aktiviteleri yaptıracaklardır. Bunlar tamamen kasları daha büyük ağırlıklara hazırlamak için yaptırırlar. Kaslarınız alışmaya başladıkça kaldırdığınız ağırlıkları artırmanızı isterler. Bazen öyle noktalara gelirsiniz ki ağırlığı yerinden oynatmak bile çok zor olur.

Sürekli ağırlığı artırmak aslında kaslarınıza daha fazla yük bindirmenize ve yeni duruma alıştırmanıza neden olur. Yeni duruma alışan kaslar gelişmek için hep daha fazlasını talep eder.

İş Hayatında da Kaslarınızı Geliştireceksiniz

hayat felsefesi
Photo by Li Sun on Pexels.com – Yaşam Felsefesi

Ben iş hayatına da tıpkı kas geliştirme gibi bakıyorum. Öğrencilik yıllarınızı ne kadar fazla staj deneyimi ile doldurursanız o derece kaslarınız ısınacaktır. Isınma sürecini mezuniyet sonrasına bırakırsanız hata yaparsınız. Isınmak için vakit kaybı anlamına gelecektir. Sizin ısınma sürecinizi bekleyecek şirketleri bulmak da kolay olmaz.

Isınma sürecini geçtikten sonra amansız bir öğrenme süreci başlayacak ve siz emekli olana kadar hız kesmeden devam edecek. Özellikle günümüzün teknolojik gelişmeleri ve iş hayatında neden olduğu dönüşüm nedeniyle bu öğrenme süreci hiçbir şekilde yavaşlamıyor.

İşte bu öğrenme sürecini de tıpkı kasların daha fazla ağırlığa ihtiyaç duyması gibi hissedebilirsiniz. İş kaslarınız hep daha fazla ağırlığı talep edecek ve siz daha ağır bir durumun altına kalmadığınız sürece gelişemeyeceksiniz.

Daha fazla ağırlığın altında kalmanın en önemli yolu da sizi sürekli zorlayan lere talip olmak, gerekirse sektör ya da alan değişiklikleri yaparak daha ağır yüklerin altına girmek. Yani boğulacaksanız büyük denizde boğulmayı göze almak!

Büyük Denizlere Atlamak

hayat felsefesi
Photo by Jacub Gomez on Pexels.com – Yaşam Felsefesi

Ben hayatım boyunca iş hayatına bu gözle baktım. İlk iş deneyimim Türkiye’nin en büyük reklam ajanslarından bir tanesinin halka ilişkiler bölümündeydi. Üstelik ben Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünden mezun olmuştum. Kendi alanıma çok uzak olmayan ama doğrudan da ilişkili bir işe adım atmadım. Ne öğrendiysem orada öğrendim. Tabi ki hata yaparak. Sürekli hata yaptım, bu hatalardan dersler çıkardım.

Sonra mor inek olma gayesi ile yeni bir alan aradım kendime. Dijital pazarlama alanında farklılaşabileceğim, rekabetten uzaklaşıp daha bakir bir alanda rekabet edebileceğim düşüncesi ile dijital pazarlama alanına geçtim. Neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. Yine boğulacaksam büyük denizde boğulacaktım. Ama boğulmadım! Sürekli öğrenmeye başladım, çünkü sürekli hata yapıyordum.

Ajans tarafında işler yoluna girdi ama ben yine de duramadım. Yeniden büyük bir denize atlamam gerekiyordu. Kurumsal bir şirkete dijital pazarlama uzmanı olarak geçtim. Orada da hata yapmaya başladım. 7 sene sonunda geldiğim noktada geriye bakıyorum, iyi ki yapmışım diyorum. Büyük denizlere atladım ve boğulmadım. Boğulmazsınız çünkü…

İnsanın doğası böyle. Durmaksızın gelişmek için hep daha yükseklere uçmanız gerekir. Geride kaldığınız zaman gelişemezsiniz. Konfor alanınızdan çıkmazsanız olduğunuz yerde kalırsınız. Elindeki ile tatmin olan insan kısa bir süre sonra elindekinden mahrum kalabilir.

Bugün yapay zekânın insanların işleri ile ilgili alanları ele geçireceği tartışılan bir gerçek. Bana göre bambaşka bir yazının konusu. Belki yakın zamanda bu konuda da bir şeyler karalarım. Ancak olduğunuz yerde duruyorsanız yapay zekâ sizin iş alanınıza yakın zaman yok edebilir. Bu durumda sıçrayacağınız başka bir alan olması gerekir. Artık sadece bir alanda değil, birçok alanda uzman olacak insanlara ihtiyaç var. Bu tip insanlar yapay zekâ karşısında gerçek bir galibiyet sağlayabilecek.

Bir Yorum Yazın