Bu Topraklarda “Tek Adam” Sevilir

nasıl yaşarsanız öyle yönetilirsiniz

Bu Topraklarda “Tek Adam” Sevilir

Cumhuriyet’in ilan edilişinin 100. yılına yavaş yavaş yaklaşıyoruz.

Ancak bu toprakların insanları “demokrasi” kelimesine ve uygulamasına hiçbir zaman alışamadı. Belki de çoğu hiçbir zaman benimsemedi! Biz ülkece “Tek Adam” severiz. Hiçbir şey için sorumluluk almak, elimizi taşın altına koymak istemeyiz. Ama çevremizden birileri sorumluluğu alsın, elini taşın altına koysun ve gerekirse bedel ödesin isteriz. O kişi ne derse desin doğru olduğuna inanır ve hata aramayız. Çünkü bu topraklarda yüzyıllar boyunca padişahlık emrinde sayısız zafer kazanılmıştır. Tek adam beklentisi bu toprakların insanlarının genlerine adet yapışmıştır.

Bugün bizi yöneten ve yönetmeye talip olan insanlara ne kadar kızsak da biz hep bizden olmayana bakıp eleştiri yapmaya alışkınız. “İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır” demiş atalarımız. Ama tamamen temenni cümlesi olarak kalmış. Bugün Ak Partiyi Cumhurbaşkanının tek adam olarak yönetmesine kızıyoruz. Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP içerisinde tüm rakiplerini çaktırmadan, zamana yayarak egale etmesine kızıyoruz. Devlet Bahçeli’nin Sinan Oğan’ı ve Meral Akşener’i kendisine rakip olarak görüp, ayaklarını kaydırmasına sinirleniyoruz.

Peki, tüm bu “Tek Adam” yönetimlerine kızarken dönüp kendi yaşantımıza bakıyor muyuz? Tek adamlık yapan ya da arzulayan sadece siyasiler mi? Sabah evden çıkıp işe giderken trafikte yaşadıklarınızı düşünün! Şerit değiştirmek zorunda olduğunuz durumlarda sürekli olarak yan şeritten sizi sıkıştıran, yol üstünlüğünün kendisinde olduğuna inanan biri ile hiç didişmediniz mi? Ya da tam tersi siz birisine gıcık olup aynı şeyi yapmadınız mı? Bu ülkede trafikte yaşanan kavgaların büyük çoğunluğu yol verme kavgasından değil mi?

Peki, iş yerine geldiğinizde durum farklı mı? Yöneticiyseniz demokratik bir şekilde mi yönetiyorsunuz? Ya da yöneticiniz sizi ve ekip arkadaşlarınızı demokratik yaklaşımlarla mı idare ediyor? Herkesin farklı düşünmesine rağmen yine de son söz yöneticinin ya da patronun olmuyor mu? Zaten böyle olması da çoğumuzun işine gelmiyor mu? Düşünün; bir insan yaş ortalaması 30 ile 40 arasında olan insanlara yanlış yaptıkları işten dolayı “fırça” atıyor. Neden peki? “Yönetici” ya da “Patron” olduğu için değil mi? Belki yolda karşılaşsanız ve fikir tartışmasına girseniz 10 defa cebinizden çıkartacağınız insan size baba ve annenizin yapmadığı muameleyi yapmıyor mu?

İşten çıkıp eve dönerken trafikte yine aynı şeyler… Peki, gittiğimiz bir restoran ya da kafede en güzel masayı kapmaya çabalamıyor muyuz? Orada bize hizmet eden garsona ya da başka görevlilere neler yaptığımızı bir düşünün! Kendi evimizde, karı ve koca arasında yeri geliyor üstünlük kurma savaşları yaşanmıyor mu? Egolar devreye giriyor ve her türlü mücadele verilmiyor mu?

Peki, neden tüm bunlar? Hep ayrıcalıklı olan olma, hep üstün konumda yer alma, hep “tek adam” olma mücadelesi değil mi?

Öyleyse güzel kardeşim; seni yöneten ve yönetme arzusunda olan insanlara neden kızıyorsun? Bir ülkenin yöneticileri o ülkenin aynasıdır. Sen neden önce kendine çeki düzen vermiyorsun? Bunlar sadece benim sözlerim mi? Ne güzel söylemiş Hz. Muhammed: “Nasıl Yaşarsanız Öyle Yönetilirsiniz!”

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yazın